İçeriğe geç

Sarmalık yaprak nasıl olmalı ?

Bazı kelimeler vardır; ilk bakışta gündelik, hatta sıradan görünür. Ama dikkatle bakınca içlerinden bir hikâye sızar. “Yaprak” da öyle bir kelime. Ağaçtan kopar, sofraya gelir, dile dolanır. Bir de “sarmalık” olduğunda… Artık sadece bir bitki parçası değil, bir anlatının taşıyıcısı olur. Sarmalık yaprak nasıl olmalı? sorusu, mutfakta başlayan ama edebiyatta yankılanan bir soruya dönüşür. Çünkü edebiyat, en çok da böyle soruları sever: basit görünenin içindeki çok katmanlı anlamları.

Bu yazı, sarmalık yaprağı bir yemek tarifinden çıkarıp metinlerin, karakterlerin ve temaların arasına bırakıyor. Kelimelerin gücüyle, anlatıların dönüştürücü etkisiyle bakmayı deniyor.

Sarmalık yaprak nedir? Metnin yüzeyi

En yalın hâliyle sarmalık yaprak; dolgunun etrafını saran, onu taşıyan, bir arada tutan yapraktır. İnce olmalı, yırtılmamalı, esnek olmalı, tadı baskın olmamalıdır. Ama edebiyatta yüzey hiçbir zaman sadece yüzey değildir.

Bir metni düşündüğümüzde, sarmalık yaprak anlatının dış kabuğuna benzer. Olay örgüsü, dil, üslup… İçindeki “dolgu”yu —yani temayı, duyguyu, düşünceyi— okura ulaştıran katmandır. Çok kalın olursa metin ağırlaşır; çok ince olursa dağılır.

Burada ilk edebi soru belirir:

Bir metni taşıyan şey ne kadar görünür olmalı?

İncelik ve dayanıklılık: Üslubun dengesi

İnce yaprak, güçlü anlatı

İyi bir sarmalık yaprak incedir ama zayıf değildir. Aynı durum edebi üslup için de geçerlidir. Minimalist bir dil, her zaman basit değildir; aksine büyük bir kontrol ister.

Raymond Carver’ın öykülerini düşün. Cümleler kısa, kelimeler sade ama taşıdıkları yük ağırdır. Yaprak incelmiştir ama dolgu sızmaz. Okur, satır aralarındaki boşluklarda dolaşır.

Kalın yaprak, ağır metafor

Bazı metinler ise kalın yapraklıdır. Yoğun betimlemeler, uzun cümleler, katman katman metaforlar… Bu tür anlatılar, dolgunun tadını yapraktan ayırmayı zorlaştırır. Ama doğru ellerde, bu da bilinçli bir tercihtir.

Burada semboller devreye girer. Yaprak artık sadece taşıyıcı değil, anlamın kendisidir. Tıpkı epik metinlerde doğanın, mitolojik anlatılarda nesnelerin konuşması gibi.

Peki sen hangi üslubu daha “lezzetli” buluyorsun: sade mi, yoğun mu?

Esneklik: Anlatının okurla ilişkisi

Esnemeyen yaprak yırtılır

Sarmalık yaprak esnek değilse, sararken çatlar. Metin de böyledir. Okura hiç alan bırakmayan, her şeyi açıklayan anlatılar çabuk yırtılır. Okur metnin içine giremez.

Modern edebiyatta bu yüzden boşluklar önemlidir. Wolfgang Iser’in alımlama kuramı, metnin anlamının okurla birlikte kurulduğunu söyler. Yaprak, okurun parmaklarına uyum sağlamalıdır.

Anlatı teknikleri ve esneklik

– Güvenilmez anlatıcılar

– Açık uçlu finaller

– Zaman kırılmaları

Bunların hepsi, metni esnek kılan tekniklerdir. Okur sarar, çözer, yeniden sarar. Yaprak buna izin verir.

Hiç bir kitabı bitirdikten sonra “başka türlü de okunabilirdi” diye düşündün mü?

Tat: Dilin ve sesin rolü

Sarmalık yaprak acı olmamalıdır; ama tatsız da olmamalıdır. Hafif bir ekşilik, hafif bir aroma kabul edilir. Edebiyatta bu, dilin müziğine karşılık gelir.

Dilin sesi

Şiirde bu daha açıktır. Bir mısra, anlamından önce kulağa gelir. Roman ve öyküde de durum farklı değildir. Dilin ritmi, okuru metnin içinde tutar.

Virginia Woolf’un cümleleri gibi: okur, ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığına kapılır. Yaprak, dolgunun önüne geçmez ama ona eşlik eder.

Aşırı tat: Didaktizm tehlikesi

Yaprak çok baskınsa, içindekini unutturur. Metin çok öğretici, çok açıklayıcı olduğunda edebi tat kaybolur. Okur, bir hikâye değil, bir ders dinliyormuş gibi hisseder.

Burada şu soru ortaya çıkar:

Bir metin ne kadar “söylemeli”, ne kadar “sezdirmeli”?

Sarma eylemi: Metinler arası ilişkiler

Sarmak, tek başına yapılan bir iş değildir. Yaprak vardır, dolgu vardır, bir de sarma tekniği. Edebiyatta bu, metinler arası ilişkilere benzer.

Başka metinlerden izler

Hiçbir metin boşlukta yazılmaz. Önceki hikâyeler, mitler, masallar yeni metinlerin içine sarılır. James Joyce’un Ulyssesi, Homeros’un Odysseiasını modern bir yaprağa sarar.

Dolgu eskidir, yaprak yenidir. Ya da tam tersi.

Gelenek ve yenilik

Bazı yazarlar geleneksel yaprakları tercih eder: klasik anlatı, tanıdık yapı. Bazıları ise yeni yapraklar dener; deneysel biçimler, parçalı anlatılar. Ama her durumda soru aynıdır:

Bu yaprak, bu hikâyeyi taşır mı?

Karakterler: Dolgunun dokusu

Sarmalık yaprak ne kadar iyi olursa olsun, içindeki dolgu da önemlidir. Karakterler, metnin iç harcıdır.

– Çok kuru karakterler: Okur bağlanamaz

– Çok sulu karakterler: Dağılır, inandırıcılık kaybolur

İyi karakterler, yaprakla uyumludur. Anlatının tonu, karakterlerin iç dünyasıyla çatışmaz. Bu uyum bozulduğunda, sarma açılır.

Bir romanda seni en çok etkileyen karakter, neden hâlâ aklında?

Son: Sarmalık yaprak nasıl olmalı?

Edebiyat perspektifinden bakıldığında, sarmalık yaprak:

– İnce ama dayanıklı

– Esnek ama dağılmayan

– Tadını hissettiren ama bastırmayan

– Dolguyla uyumlu

olmalıdır.

Ama belki de en önemlisi şudur:

İyi bir yaprak, kendi varlığını unutturur; hikâyeyi öne çıkarır. Tıpkı iyi bir anlatının, yazarı görünmez kılması gibi.

Bu yazıyı bitirirken, seni küçük bir davete bırakmak istiyorum:

En sevdiğin kitabı düşün. Onu taşıyan “yaprak” neydi? Dil mi, biçim mi, anlatıcı mı? Ve o yaprak olmasaydı, aynı hikâye yine seni bu kadar etkiler miydi?

Belki de edebiyat, tam olarak bu soruların etrafında sarılıp duran bir şeydir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ankara escort
Sitemap
betcivd casinoilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbet